İlkbahara bekle beni demiştin hikayesi

İlkbahara bekle beni demiştin şarkısının öyküsü

Bir şairin bir güftekara duyduğu tek taraflı aşk, satırlara dökülürken, mürekkep yerine gözyaşı kullanılıyordu sanki. Geceler, gündüzleri kovaladı ama bu aşk karşılığını bulamadı. Gerisinde bir tek seven dillere marş olan Okyanus’u bıraktı. Kadın, belki 20 saati aşan yorucu bir otobüs yolculuğunun ardından, kendisini kalacağı pansiyonun bahçesine zor attı.

Elindeki valiziyle “Villa Bella”nın salaş bahçesindeki bir sandalyeye çökercesine oturdu. Aynı anda gözü, sandalyesinde sırtı dönük olarak oturmuş adama takıldı. Elindeki gazeteden başını kaldıran esmer adam, “Hoşgeldiniz hanımefendi” dedi. Yüzündeki ciddi ifadeyi saniyeler içinde sildi, bakışlarında saygının yanında bir tebessüm vardı.

Sırtını dayadığı İğde ağacının yaprakları arasında bulunan çiçeklerin mis gibi kokusu ortalığı kaplıyordu. Adam elini uzatıp, “Ben Cemâl Sâfi, buranın sahibiyim” dedi. Kadın, adamın yüzüne dikkatle bakıp, ismini söyledi: “Ben de Nâdide Gürpınar, festival için Mersin’den geldim…”

Adam o zaman, daha bir samimi, daha bir ilgi ile baktı kadının yüzüne ve: “Demek sizsiniz Nâdide hanım… Şiirlerinizden haberim var… Bu akşam diğer konuklarımız, şair dostlarımız hepsi burada toplanırlar” diye sürdürdü konuşmasını.

Kızım sen aşk sarhoşusun

Kadın duş alıp giyinirken, içinde beliren duyguya kendi de şaşırdı. Üzerine bir akşam kıyafeti giyip bahçeye çıktı. İşte yine oradaydı, iğde ağacına sırtını vermişti. Adam, adıyla, sanıyla, şiirleri ve şarkılara ilham olmuş güfteleriyle Cemâl Sâfi idi. Nâdide Gürpınar, Akçay 2000 Şiir Festivali’nin devam ettiği o bir haftada şiirlerinden çok Cemal beyi düşünür olmuştu.

Bir sabah, tüm konuklar daha kahvaltıya oturmamıştı ki, pansiyonda kendisine çok sıcak şekilde davranan bir genç kız, usulca bir cümle söyledi: “Nâdide sen aşık oldun, kime diye sorma! O yanıtı benim yerime sen ver, ismini sen söyle kendine!” Nâdide hanım kendi kendine hem güldü, hem de teşhisi koydu: “Kızım sen ilk defa hayâtında içmeden sarhoş oluyorsun, bunun adı “aşk sarhoşluğudur…”

Cemal beyin şair ruhu, sanatçı ruhu çoktan fark etmişti kadının duygularını, çoktan çözmüştü. Ama bir şey söylemiyor, önünü kesmiyordu. O duygularla gelecek, doğacak ve taşacak ilhamlarla kimbilir ne güzel dizeler kaleme alacaktı! Bu oyun bu suskunluk belki iki yıl sürdü.

Nâdide Gürpınar, Mersin’de 40’larını süren bir kadın değil de, 15 – 16 yaşındaki öğrenci bir kız gibiydi sanki… Pembe kağıtlara pembe hayallerle bezenmiş duygusal şiirler, mektuplar yazıyordu. Zaman zaman telefonla konuşuyorlar, ama aşk sözcüğü etmiyorlardı, zaten Cemal bey hiç oralarda değildi!

Bir gün aniden kalkıp Ankara’ya gitti. Cemal beyin bürosu şiir ve müzik dostlarıyla doluydu. Sohbetler yapıldı, anılar anlatıldı, yeni şiirler okundu. Dönüş vakti geldiğinde kadın, duygu adamından bir şeyler bekliyordu, en azından “Bir dokunuş, bir öpücük!” düşlüyordu.

Oysa, vedâ sahnesinde sıradan iki insanın ayrılışı vardı. Kadın gönlü ve onuru zedelenmiş olarak döndü Mersin’e. Bir gün Ankara’daki o tek taraflı sevilen adam, “Kış geçsin, ilkbahara geleceğim, bekle” dedi.

Kıbrıs’ı bırak Silivri’ye gel

Kadın Mersin sahillerinde bekledi. Kış da geçti, ilkbahar da, hatta yaz da. Ama o beklenen gelmedi… Onuru zedelenmiş, gönlünün isyanını sitemini döktü kağıtların üzerine.

Dizelere sözcüklerle, kafiyelerle can verirken, karşılıksız aşkının Akdeniz’den de okyanuslardan da daha büyük olduğunu düşünüyordu:

Okyanus mu iki şehrin arası
Kaç saatlik yol ki şunun şurası
O verdiğin ümitlerin süresi
Her nedense bitmek nedir bilmiyor…

Şiir baştan sona sitemdi. Ortak dostlardan Coşkun Bağır gördü şiiri, okudu “Çok güzel” diye fikrini söyledi ve ekledi: “Tanıdığım genç bir kemani bestekar var, ona vereceğim” dedi. O bestekar şimdi İstanbul Radyosu sanatçıları arasında yer alan, o günlerde Ankara radyosunda çalışan Talât Er idi.

Coşkun Bağır, bir gün yine şiir dostu olan Ergun Maraşlı beye de okumuştu şiiri. Bu arada bir yılın yorgunluğunu Kıbrıs’ta geçirmek isteyen Talât Er ile Radyo sanatçısı eşi Ayfer Er, vedâ etmek için Coşkun Bağır’a gittiler. Ergun Maraşlı da oradaydı. Ergun bey, “Bırak Kıbrıs’ta tatili, Silivri’de Klasis Otel’de ben size de yer ayırttım, oraya gidiyoruz” dedi. Bir şey daha ekledi:

“Nâdide hanımın tam bestelenecek şiirlerini de yanımıza alıyoruz!” Araba, Ankara’dan İstanbul’a doğru giderken, molalarda şiire bakmıştı Talat Er… İlhamı hissettiği an, şarkıyı bestelemesi zaten zor olmadı. Eser ilk kez T.R.T.’nin Türk müziği kanalı olan T.R.T. – 4 kanalında Ayfer Er‘in yorumu ile duyuldu.

T.R.T.’nin ilgisi, halkın sevgisi, şarkıyı zirvelere taşıdı. Şarkı çalınmaya başlandıktan sonra Bestekar Talat Er, hem Nâdide hanımı aradı, hem Cemâl bey’i. Er, Cemâl bey’den de Sitem’e karşı bir cevap istedi, ama gelmedi. Bu kez kendisi “Uçurumlar” güftesini yazdı, Okyanus’a yanıt olarak… Hazırlayan: Ertuğrul Akçaylı