
Eserin Künyesi
Yöresi: Ordu – Fatsa yöresi
Kaynak kişisi: Kadir İnanır
Derleyeni ve notaya alanı: Ümit Tokcan
Formu: Türkü formu
Sözleri
Hekim oğlu derler ufak bir uşak
Bir omuzdan bir omuza (narinim) on arma fişek
Konaklar yaptırdım mermer direkli
Hekimoğlu dediğin de (narinim) aslan yürekli
Konaklar yaptırdım döşeyemedim
Ünye Fatsa bir oldu da (narinim) baş edemedim
Öyküsü

Sözlü rivâyetlere göre, Fatsa’nın Yassıtaş köyünden olan Hekimoğlu İbrâhim, İnoğlu Hasan Ağa’nın yanında ırgatlık yaparken, bir kadını sever. Konu nâmus davasına dönüşür. İbrâhim’in, Karataş köyünde huzuru kalmaz ve yanına bir tüfek alarak kaçar.
Zaptiyeler ve ileri gelenler, Hekimoğlu İbrâhim’in peşine düşerler. Bunların arasında, İnoğlu Hasan Ağa da vardır. Çamaş’ın Söken mevkisinde Hekimoğlu’nu sıkıştıran Hasan Ağa, elindeki tüfeği almaya çalışırken vurulur.
Bu olaydan sonra, Hekimoğlu İbrâhim, yanına birkaç arkadaşını alarak dağlara çıkar, eşkiyâ olur. Sürekli olarak zaptiyeler ve ağaların silâhlı adamları tarafından kovalanır. En son Aybastı’nın Ayandon köyünde, etrafı çevrilir. Teslim olmak istemeyen Hekimoğlu, evin arka tarafından çıkmaya çalışırken vurulur. Cesedi, at üzerinde Fatsa’ya getirilerek halka teşhir edilir.
Bu olayın belgesi olan tek fotoğraf, yıllar sonra Fatsa’dan Amerika’ya göç etmiş bir Rum tarafından gönderilir. Fotoğrafta Hekimoğlu’nun cesedinin arkasında Fatsa kaymakâmı, zabitler ve bazı ileri gelenler gözükmektedir. Fotoğrafın kenarında “Fatsa 1910” yazmaktadır.
Buraya, Osmanlı’nın resmi kayıtlarında yer alan Hekimoğlu hakkındaki belgelerden elde edilen bilgileri eklemem gerekiyor. Çünkü fotoğrafın kenarında yazan 1910 tarihi ile, belgelerdeki tarih birbirini tutmamaktadır.
Çünkü 27 Nisan 1913 tarihinde, Canik Muhassılı Süleyman Necmi imzasıyla, İçişleri Bakanlığı’na gönderilen yazıda, özetle Niksar, Fatsa ve Ordu kazalarında eşkiyâlık yapan, halka zarar veren Hekimoğlu’nun, kendi evinde abluka altına alındığı, sekiz saat süren bir çatışma sonucunda bir adamıyla birlikte ölü olarak ele geçirildiği belirtilmektedir.
Hekimoğlu İbrâhim ve avenesinin ölü olarak ele geçirilmesinde hizmetleri görülen jandarma süvari müfreze kumandanı Şakir Onbaşı ile müfrezeye kılavuzluk eden Fatsa’nın Saca köyünden Keşişoğlu Todor ve Yorika parayla ödüllendirilmiştir.
Ben bu yazımda, Hekimoğlu İbrâhim’i değil, Hekimoğlu’nun ölüsünün başında çekilen fotoğrafta, en sağda bulunan, takım elbiseli, fötr şapkalı ve uzun deri çizmeli kişiden bahsetmek istiyorum.
Ordu ve civarının, maden yatakları bakımından çok zengin olduğu ve milâttan önceki yıllarda buralarda yaşayan kavimlerin, özellikle demir madenlerini işlediklerini tarihi kaynaklardan biliyoruz.
Halibler denen kavmin Ordu ve yöresinde demircilikle meşgul olduğu, buradan geçen birçok seyyahın notlarında bu hususun yer aldığı görülmektedir. Örneğin 1840’lı yıllarda Anadolu’yu gezen Charles Texier, Ünye’nin demir madeniyle meşhur olduğunu yazmaktadır.
1850 yılından sonra, Avrupa’da gelişen sanayi için, bol miktarda hammaddeye ihtiyaç duyuluyordu. Avrupalılar, Anadolu’nun maden yatakları bakımından zengin olduğuna inanıyordu. Bu nedenle madenleri ve rezerv miktarlarını belirlemek için, birçok Avrupalı maden şirketi, Osmanlı topraklarına adamlarını gönderdi.
Osmanlı Devleti, özellikle 2. Abdülhamit döneminde, Osmanlı vatandaşı gayrimüslimlere ve yabancılara, maden işletme imtiyazları verdi. 1878 yılından itibaren madenlerin imtiyaz hakları konusunda genelgeler yayınlanması, yabancı maden şirketlerinin, Anadolu’daki madenlere ilgisinin artmasına yol açtı.
Buna bağlı olarak, yabancı şirketler tarafından Ordu’da birçok maden araştırması yapıldı, maden ruhsatları alındı. Örneğin, 1880 yılında Yaraşlı, Çerli ve Saray köylerindeki manganez madenleri için, Fransız Oçermin Galya isimli şahıs ruhsat almıştı.
1892 yılında, Ebulhayır Sayaca köyündeki manganez için, İtalyan Bartzili, Hapsamana Damarlı köyündeki maden için, Osmanlı vatandaşı Ezenoğlu Arşavaril işletme hakkı almışlardı.
Bakacak ve Cağnos köylerindeki gümüşlü kurşun ve bakır madeninin işletme ruhsatını, 1883 yılında, Viçan Rahniçi almıştı. 1903 yılında bu madenlerden alınan 29.005 kuruşluk vergi, Ordu ve Giresun bölgesindeki 11 madenden alınan verginin, neredeyse yarısı kadardı.
Kısa bir giriş yaptığım Ordu bölgesinde madenler konusu ile, Hekimoğlu İbrâhim arasında nasıl bir bağlantı var? Onu da açıklayalım. Yaklâşık on yıl önce elime, Fatsa madenlerinin işletmesini yapan şirketin temsilcisi Williamson’un, şirketin Londra’daki genel merkezine, 1911 yılında gönderdiği raporların orijinal nüshaları geçmişti. Arşivimde bulunan bu raporların bazı kısımlarını Türkçeye tercüme ettirmiştim.
31 Temmuz 1911 tarihli bir raporda, “Bay Carminati’nin planında sayılarla gösterilen damarların bulunduğu raporun, bu mektuba eklenmesinden dolayı minnettarım” ve “Bu bölgeye (Sarı Yakup) ulaştığımızda, Bay Carminati tarafından oluşturulan galerinin, heyelan sonucu tamamen yok olduğunu gördük” gibi cümleler yer almaktaydı. Ama isminden sadece bir İtalyan olduğunu anlayabildiğim Carminati hakkında başkaca bir bilgiye ulaşmam mümkün olamamıştı.
Ne zaman ki, çok sevgili Zeki Sarıhan hocamın, 29 Aralık 2015 tarihinde yayınladığı, “Hekimoğlu Türküsü Hakkında İlk Araştırma” adlı yazısını okudum, bu konuyla ilgili bağlantılar, kafamda netleşmeye başladı.
1967 – 1968 öğretim yılında, Gazi Eğitim Enstitüsü, Türkçe Bölümü öğretmenlerinden Kemâl Demiray’ın, yaz tatilinde birer araştırma yapmalarını istemeleri üzerine, Zeki Sarıhan da, Hekimoğlu türküsünün hikâyesini araştırmaya karar verir.
Ödevine, bir de fotoğraf ekler: “Bu fotoğraf, yıllar sonra Amerika’dan tek nüsha olarak, Fatsa’ya gönderilmiş. Çoğaltılmış.
Köyümüzün eski muhtarı Atıf Sarıhan’da varmış. Bana verdi ve ben de bunu ödev metnimle birlikte örneğini almadan, Kemâl Demiray’a teslim ettim. O fotoğraftaki fötr şapkalı olanının, o sırada maden aramak için Fatsa’da bulunan bir İtalyan olduğu söylenmişti.”
Maden raporlarında adına rastladığım ve Fatsa’daki madenlerin işletme hakkını alan şirketin temsilcisi olan Carminati hakkında nihâyet başka bilgilere böylece ulaşmıştım.
Hekimoğlu’nun cesedinin başında çekilen tek kare fotoğrafta yer alan kişilerden birisi de, işte bu maden mühendisi Bay Carminati idi. Carminati ismine başka kaynaklarda da rastlamak mümkün.
Bir Macar subayı olan Adolf Orosdi, Osmanlı’ya sığındıktan sonra, 1855 yılında Galata’da bir giyim mağazası açar. Yahudi Back Ailesiyle ortaklık yaparak Orosdi – Back İşletmelerini kurar. Birçok şehirde mağazası olan bu şirketin merkezi Paris’te bulunmaktadır.
Şirketin elemanlarından olan Yves Salmon, Anadolu’nun değişik yerlerinde mağaza açılması için incelemeler yapar. Samsun ve Fatsa’ya da gelir. Fatsa’ya gelmeden önce, 1912 yılında, Carminati ile Paris’te buluşarak, Bolaman’da yapılmak istenenler hakkında görüşür.
Yves Salmon, bir İngiliz mühendisle birlikte 1912 yılının mayıs ayında Fatsa’ya geldiğini yazıyor. Bu İngiliz mühendisin Londra’ya söz konusu maden raporlarını gönderen maden mühendisi Williamson olduğunu tahmin ediyorum.
Fatsa’da Hekimoğu İbrâhim’in yerde yatan cansız bedeninin başında fotoğraf çektiren grubun içerisinde yer alan, takım elbiseli, fötr şapkalı, bir elinde sigara diğerinde küçük bir deri çanta bulunan kişinin kim olduğunu öğrenmek benim için önemliydi.
Ordu bölgesinde maden imtiyazı alan yabancı bir şirket adına çalışan Bay Carminati (Karminati), uzun bir süre burada kalmış, yazdığı raporlarla, açtığı maden galerileriyle, kendisinden sonra bölgeye gelen yabancı madencilere referans olmuştur.
Kaynak: Hikmet Pala – memleketordu.net
Hekimoğlu’nun (? – 26 Nisan 1913, Fatsa) asıl adı, Hekimoğlu İbrâhim olup, Fatsa’nın Yassıtaş köyündendir. Uzun yıllar Fatsa, Ordu, Tokat, Niksar, Samsun dağlarında hüküm süren, halk arasında mertliği, yiğitliği ve yardımseverliğiyle şöhret yapan ve adına türkü yakılan halk kahramanlarından biridir.
Osmanlı Devlet Arşivinde, Ayhan Yüksel’in araştırmalarına göre, Fatsa’da değirmencilik yaparken haksız bir suçlamayla karşılaşıp, Gürcü bir beyin yeğeni tarafından vurulmak üzereyken, atik davranarak beyin yeğenini vurmuş ve ardından dağa çıkmıştır.
Daha sonra Gürcü Bey’i kan davası güderek Hekimoğlu’nun köyünde zulum yapmış ve ardından 3 kişi daha dağa çıkarak, Hekimoğlu’na katılmıştır. Hekimoğlu zâlimin zulmünü yanına bırakmamış, aynalı martinisiyle, attığını vurmasıyla namı yürümüş ve olay Türk – Gürcü çatışmasına dönmüştür.
15 Aralık 1908 tarihinde, Fatsa müderrisinin Dâhiliye Nezâreti’ne çektiği telgrafnamede durum ayrıntılarıyla anlatılmış ve Hekimoğlu’nun dağdan indirilmesi için destek ve tâkip istenmiştir.
Ama gerek Hekimoğlu’nun becerisi, gerekse Türk köylerinden destek görerek saklanmasıyla, Hekimoğlu uzun süre dağdan indirilememiş ve Gürcü Bey’e karşı faaliyetlerini arttırmıştır.
Bir kaç sene sonra Osmanlı Devleti’nden affını talep etmişse de, Şura-yı Devlet kararıyla af talebi kabul olunmamış ve 26 Nisan 1913 gönü doğduğu köyde sekiz saat süren bir çarpışma sonrası öldürülmüş, ölümünden sonra adına Hekimoğlu türküsü yakılmıştır.
Kaynak: Hamza Perçin – youtube.com
Notası
