
Hayâtı
Ekrem Talû, 1886 yılında, İstanbul – İstinye’de dünyâya gelmiştir. Babası, Recaizâde Ekrem Bey‘dir.
Ekrem Talû, çocukluğunu anlatıyor
Tam manâsıyla İstanbul çocuğuyum. Burada doğdum, çocukluğumun en mesut safhası burada geçti. Edebiyatta ve fikir âleminde şöhret bulmuş kimselerin muhitinde yaşamak bahtiyârlığına mazhar oldum.
Babam, tahsilimize çok itînâ etti, pek küçükken lisan öğrenmemize gayret sarfetti. Mektepten çıktığım zaman, Türkçe kadar, Fransızca, Rumca ve İngilizce biliyordum. Ne kadar isâbet olmuş…
Daha sonraları hayâtta kazandığım başarıları, bu lisanları bildiğime borçluyum.”
(Hilmi Yücebaş, Bütün Cepheleriyle Ercüment Ekrem, İst. 1957, S. 3)
İyi bir öğrenim gören Ercüment Ekrem, Fransız mekteplerinde okumuş, Galatasaray Lisesi’ni ve Mekteb-i Hukuk’u bitirmiş, Paris, Siyasî İlimler Okulu’na devam etmiştir.
1906 yılında, Düyûn-ı Umûmiye’ye, mütercim olarak giren Ercüment Ekrem, 1908 yılında, Ayan Meclisi mütercimi, daha sonra da, Babıâli teşrifat memuru olur.
Damat Ferit Paşa’nın sadrazamlığında, 1919 yılında, Matbuat Umum Müdürlüğü’ne atanır. Aynı göreve, aralıklı olarak üç defa getirilen Ercüment Ekrem, 1924 yılında, Riyâset-i Cumhur Başkâtipliği yapar. Talû, 1931 yılında da, Varşova Elçilik müsteşarlığı görevine atanır.
Ercüment Ekrem daha sonra, sırasıyla; Mekteb-i Mülkiye (Siyasal Bilgiler), Ankara Hukuk Fakültesi, Gazi Terbiye Enstitüsü Fransızca Öğretmenliği, Galatasaray ve Nötre Dam de Sion Liselerinde Edebiyat öğretmenliği görevlerinde bulunur.
Nüktedan, hazırcevap ve hoşsohbet birisi olan Ercüment Ekrem’in, Türk millî eğitimine büyük hizmetleri vardır.
1950 yılında, Galatasaray Lisesi öğretmenliğinden emekliye ayrıldıktan sonra, İstanbul Şehir Tiyatroları, Edebî Heyetinde ve Sular İdaresi, yönetim kurulu üyeliğinde bulunmuştur.
16 Aralık 1956 tarihinde, İstanbul’da yatmakta olduğu Fransız Hastanesinde, siroz hastalığından ölen Ercüment Ekrem Talû, Zincirlikuyu Mezarlığına gömülmüştür.
Ercüment Ekrem’in ilk yazıları, 1904 yılında, Çocuklara Mahsus Gazete’de yayımlanır. Bu hâdiseyi kendisi şöyle anlatır:
“Gazeteciliğe intisabım (içinde olma), babamın muhitinde bana arız (ortaya çıkan) olan, yazı yazmak hevesi ile başlamıştır. İlk neşrim, İbn-il Hakkı Tahir Bey’in neşrettiği, Çocuklara Mahsus Gazete”de çıkmıştır.
Ben, imzamı taşıyan bu çocukça yazıyı, hâvi nüshanın satılığa çıktığı gün, duyduğum gururu, hayâtımda bir daha duymadım.
O gün, bütün dünyâ benimle meşgul zannediyor ve bu zan ile, iftihar ediyordum. Düzine ile satın aldığım o nüshadan, ne yazık ki elimde, bir tane kalmadı. Kalsaydı da, bugün, o çocukça gururumla kendi kendime istihza etmek için, ara sıra bir göz gezdirseydim!”
(Hilmi Yücebaş, a.g.e., s. 4)
Meşrutiyetten önce, Ercüment Ekrem’in, Fransızca gazeteler de dâhil olmak üzere, birçok yayın organında muhtelif makeleleri görülür. Fakat onun asıl şöhreti ve gerçek muharrirlik hayâtı, 1908 yılından sonra başlar.
Bu tarihten itibaren, Ercüment Ekrem’in, devrin çeşitli gazete ve dergilerinde, genellikle alaya bir üslûpla kaleme aldığı mizahî fıkraları, sohbet ve hikâyeleri yayınlanır.
Bu yazılarında Ercüment Ekrem; Karga, Çekirge, Kertenkele, Ebul Muvakkar ve Evliyayı Cedit gibi, değişik müstear isimler kullanır. Mütarekeden önce (1920), Aka Gündüz‘le birlikte “Alay” adlı, haftalık bir mizah dergisi çıkarır.
Ercüment Ekrem, özellikle romanlarında, Ahmet Rasim ve Hüseyin Rahmi tarzı anlatımı benimsemiş ve bu iki şahsiyetin üslûbunu, şahsında, daha yeni ve zeki çizgilerle birleştirmeyi başarmıştır.
Romanlarının yanısıra, hikâye ve tiyatro vadisinde yazdığı eserlerinde de, ısrarla, toplumsal meseleleri ele alıp işleyen Ercüment Ekrem, bunların hiçbirinde, edebî zevki ve içtimâi nükteleri ihmâl etmez.
Aynı zamanda, eserlerinde, muhtelif tipleri son derece tabii ve canlı tasvirlerle kaleme alan Talû, edebiyatımızda meddah geleneğini, yazılarında başarıyla sürdüren, müstesna şahsiyetlerden biridir.
Eski İstanbul yaşantısını, bütün realitesiyle ve tabii çevresi içerisinde eserlerine aksettiren Ercüment Ekrem, yazdıklarıyla okuyucusunu, bu mekânlarda seyahat ettirir.
Anlatımındaki renklilik ve mizacındaki zarâfetle, edebiyatımızda apayrı bir yere sâhip bulunan Ercüment Ekrem’i, oğlu Muvakkar Ekrem de, şu satırlarla anlatır:
“Babam Ercüment Ekrem, bir sanat âilesinin orta kuşağı sayılır. Dedesi Recai Efendi, hat ustası, babası Ekrem Bey de, şâir ve bu sahada üstad adamdı. Ercüment Ekrem Talû, Türkçe’den başka; Farsça, Fransızca, İtalyanca, Lâtince, Yunana, Ingilızce, Almanca, İspanyolca ve Lehçe dillerini okur, konuşur ve yazardı.
Resmî hayâtında, matbuat sahasında, inişli çıkışlı, tatlı ve acı günler yaşadı. Fakat hususi hayâtında, mutlaka hak etmediği bahtsızlıklara uğradı.
Bankacı, politikacı, idareci, şâir, romancı, hikayeci, mütercim, fıkracı, lügatçi, öğretici, dilci Ercüment Ekrem’in, altmış sekiz yıllık Ömür içinde, “mizah üstadı” diye anılmasının ve sağlığında da, ölümü ertesinde de onu, bu tarafı ile anmamızın ve yanmamızın bir sebebi olsa gerek.
O hakikaten, kalemi ile, sohbeti ile, mimikleri ile, hicvi ile, yüzde yüz “espri” adamı idi. Sayılamayacak kadar çok ve çoğu zihinlerde dağlı kalmış “nükteler” sâhibidir.
Kimseye yaranmak veya kimseyi yermek için değil, sadece fışkıran zekasına gem vurmuş olmamak için ve korku, perva tanımadan yazmış ve söylemiştir. Bende mâlesef ,yazılı hiçbir eseri mevcut değildir. Kendisinin de, her şeyini kâğıda döküp sakladığını sanmıyorum.”
Ercüment Ekrem Talû’nun Eserleri
Roman
- Gün Batarken (1922),
- Kopuk (1922),
- Asrîler (1922),
- Sabir Efendinin Gelini (1922),
- Kundakçı (1926),
- Meşhedi İle Devriâlem (1927),
- Kodaman (1934),
- Bu Gönül Böyle Sevdi (1941),
- Çömlekçioğlu ve Ailesi (1945),
- Beyaz Şemsiyeli (1939),
- Şevketmeâb (1925),
- Gemi Aslanı (1928),
- Meşhedi Aslan Peşinde (1934),
- Papeloğlu (1938),
- Kan ve İman (1941).
Hikâye
- Teravihten Sahura (1927),
- Kız Ali (1926),
- Güldüren Kitap (1927),
- Gün Doğmayınca (1927),
- Meşhedi’nin Hikâyeleri (1927),
- Sevgiliye Masallar\1925\
- Evliya-ı Cedit (1936),
- Dünden Hâtıralar (1945), İstanbul’un eski hayâtını anlatan ve Münif Fehim tarafından resimlenmiş olan bir hikâye-albüm niteliğindedir.