Kâr-ı Nâtık Nedir?

Edebî formlarımızdan, kâr-ı nâtık formu hakkında.

Kâr-ı nâtık formu nedir?

Kâr-ı Nâtık Formu (Edebî)

“….Klâsik mûsikîmizin beste şekilleri içinde kârın, en büyük formdaki sözlü eserlere verilmiş bir isim olduğunu, muhtelif makamlarda bestelenmiş bu kârların; bend, terennüm, miyanhâne gibi kısımlardan meydana geldiğini belirtmiştik.

Şu hâlde, bu kâr kelimesine ilâve edilmiş olan (nâtık) sıfatı, kâr ile kârı-ı nâtık arasında ne gibi bir fark meydana getiriyor? Nâtık kelimesi bilindiği gibi (söyleyen, bildiren) manâsına geliyor. Şu hâlde acaba kâr-ı nâtıklar r neyi söylüyor, neyi bildiriyor?»

“Eski bestekârlarımız besteleyecekleri eserin güftelerini Divan Edebiyatı şâirlerimizin kasideleri, gazelleri, rubâileri, murabba gibi dörtlü, muhammes gibi beşli, müseddes gibi altı mısralı şiirleriyle şarkı şeklinde yazdıkları eserler arasından seçmişler ve bunlardan; kâr, beste, ağır ve yürük semaî, şarkı gibi beste şekilleri adı altında sözlü müzik eserleri vücûda getirmişlerdir.

Divan Edebiyatı şâirlerimiz düşünce, duygu ve hayâl unsurlarıyla ördükleri şiirlerinde, eskinin birçok ilim ve sanat eserini birer kaynak olarak ele almışlar, bu arada mûsikîmizin terimlerinden, mânâ elastikiyetinden geniş ölçüde yararlanarak, türlü edebî sanatlarla değerlendirilmiş mesnevî şeklinde şiirler meydana getirmişlerdir. En eski bir sözlü beste şekli olan kâr ile, kâr-ı nâtık arasında şu fark vardır:”

“Genel olarak kârların yapılarındaki; bend, terennüm, miyanhâne bölümlerinde bestekâr, melodiyi bölüş ve anlayışında serbesttir. Halbukî kâr-ı nâtıklar bize, âdeta bir makam panoraması, bir makam resmi geçiti seyrettiren eserlerdir.

Bunlar birbirine halkalanmış makamların melodik seyir ve hareketini en ustalıklı bir şekilde ve küçük cümleler halinde bize bildirirler, tanıtırlar. Ayrıca güfte hangi makamla terennüm ediliyorsa, o makâmın ismi de güfte içinde geçer ki, kâr-ı nâtıkı kârdan ayıran en önemli fark da budur. Bir örnek verelim:”

Rast getirüb fend ile seyretdi hümâyı
Düştü o dem hâtıra bir Beste Rehâvî

Şûle gerek nağme-i Nikrîz’e girerken
Vardı gönül Pençgâh’e etdi karar.

Anda durub eyledi Mâhûr’u temâşâ
Dümderellellâ ile gösterdi Nevâ’yı

Şevk ile uşşâk’a varub bu dil-i mecnûn
Eyledi tanbûr ile bir nağme Bayatî

vb. ki tam yirmi dört mısralı olan bu güftenin her mısraı, içlerinde adı geçen yirmi dört makamla bestelenmiştir. Şüphesizdir ki, bu modülasyon sağanağı arasında makamların geçiş bakımından birbirine olan uzaklık ve yakınlık nisbetleri gözönünde tutulmuş ve bunlar birbirine pek mahâretle bağlanmıştır.

Bazı Kâr-ı nâtık güfteleri içinde makamlardan başka ritm adları da zikredilmiştir. Buna da bir misâl verelim:

Rast geldim merg-i zâr içre o şûh-i Dilkeş’e
Bir usûl ile edüb der Çenber etdim râm anı

Bir Rehâvî nağme-i dil-sûze âgâz eyle kim
Def gibi Devr-i kebîr ile döne çarh-ı denî

Nağme-i Nlkrîz’den kaçmaz görüb cânâneyi
Bir Hafif âgâz ile çekdim usûl ten teni

vb. görülüyor ki, bu güftenin beyitlerinin ilk mısralarında rast, rehâvî, nikrîz gibi makamlar; ikincilerinde de çember, devr-i kebîr, hafif gibi ritim isimleri geçmektedir. Bu kâr-ı nâtıkta yalnız makam çeşidi değil, ayrıca ritm çeşitliliği de vardır.

Her makam çenber, devr-i kebîr, hafif gibi büyük usûllerle târif edildiğine göre, bu kâr-ı nâtıkın muhtelif makamlarla işlenmiş kısımları küçük cümleler halinde değil daha uzun melodik cümlelerle belirtilmek istenmiştir.”

Bütün bunlardan anlaşılacağı gibi, kâr-ı nâtıklar makâm ve usûllerin târifi açısından önemli bir beste formudur. Bu bakımdan serbest bir form olan fihrist taksimlere benzer.

Mûsikîmizi öğrenmek ve incelemek isteyenlerin bunlardan birini ya da birkaçını bilmek zorunda olacağı kendiliğinden ortaya çıkar. Nota yazısının popüler olmadığı dönemlerde, bu tür besteler sâyesinde makamlarımızın birçoğu unutulmaktan kurtulmuştur denebilir.

Mûsikî literatürümüzde çok sayıda kâr-ı nâtık bestesi vardır. Bunların en ünlüleri Hatîb Zâkirî Osman Efendi ile Hamamîzâde İsmail Dede’nin bestelemiş olduğu kâr-ı nâtıklardır.

Bu iki eserde Osman Efendi on beş, Dede Efendi ise yirmi dört makâmı târif etmiştir. Zekâi Dede’nin evsat usûlünde bestelediği eserin otuz altı, Ahmed Avni Konuk’un yüz on dokuz beyitlik rast kâr-ı nâtıkında yüz on dokuz makam, Refik Fersan’ın kâr-ı nâtıkında ise kırk dokuz makam târifi vardır.

Bunlardan başka Hâfız Şeyda Dede’nin on sekiz beyitlik hüzzam kâr-ı nâtıkı ile Manisalı Âlim Efendi’nin hicaz devr-i kebîr eserini sayabiliriz. Divan Edebiyatı çerçevesinde kâr-ı nâtık sözleri yazan şâirler yetişmiştir.

Bu gibi eserler kendi beste yapısında çeşitli makamları târif etliği halde, başladığı makamda bittiği için o makâmın adını alır.
Kaynak: guzelsanatlar.gov.tr

Kâni Karaca & Aka Gündüz Kutbay - Kâr-ı Natık [ Meşk © 2009 Kalan Müzik ]

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top