Karadır Kaşların Ferman Yazdırır

Zonguldak yöresinin, kaynak kişisi İsmet Yeşilgül, derleyeni ve notaya alanı Ahmet Yamacı olan türküsünün; bütün bilgileri, sözleri, notaları ve video yorumları.

Karadır kaşların ferman yazdırır türküsü - İsmet Yeşilgül - Ahmet Yamacı

Eserin Künyesi

Yöresi: Zonguldak yöresi
Kaynak kişisi: İsmet Yeşilgül
Derleyeni ve notaya alanı: Ahmet Yamacı
Formu: Türkü formu

Sözleri

Karadır kaşların ferman yazdırır
Bu dert beni diyar diyar gezdirir
Lokman hekim gelse yaram azdırır
Yaramı sarmaya yâr kendi gelsin

Bağlantı:
Ormanlardan aşağı aşar gelirim
Nazlı yâri kaybettim ağlar gezerim
Ormanların gümbürtüsü başıma vurur
Nazlı yârin hayâli karşımda durur

Karadır kaşların benzer kömüre
Yârdan ayrılması zarar ömüre
Kollarımdan bağlasalar zincire
Kırarım zinciri vararım yâre

Karadır kaşların yay eylemişler
Aklımı başımdan zay eylemişler
Duydum güzelleri pay eylemişler
Hele gidem ,bakam yâr kime düştü?

Uzaklara gittim ki gelirim diye
Tabanca doldurdum vururum diye
Hiç aklıma gelmez ölürüm diye
Ölüm ver Allahım ayrılık verme

Üç güzel oturmuş karaya bakmaz
İnsan sevdiğini dilden bırakmaz
Hey Allah’tan korkmaz kuldan utanmaz
Gönül defterinden sildin mi beni?

Öyküsü

Karadır kaşların ferman yazdırır türküsünün öyküsü

Karadır Kaşların Ferman Yazdırır türküsünün kahramanı, Mustafa Tuna ile, 14 Aralık 2002 tarihinde, Seyitgazi’deki evinde, D.S.P. Eskişehir Milletvekili Necâti Albay ile birlikte yaptığım söyleşi.

Mustafa Tuna, astım hastası. Zor nefes alıyor, arada bir yanındaki astım aletinden nefes çekiyordu. Zaman zaman, konuşurken zorlandı.

Sayın Mustafa Tuna, yıl 1944… Siz Seyitgazi’lisiniz, komşu kızına tutuluyorsunuz. Ama babanız evlenmenize karşı çıkıyor. Neden?

– Kızın babası, Rum’dan dönme idi. Babam, “Ben soyuma, Rum kanı katmam” diye itiraz etti. Kanımıza karışmasın dedi. Belki de isabetliydi. Düşüncesi öyleydi. Ama gönül ferman dinlemediği için, biz kızı kaçırmak zorunda kaldık.

Nasıl ve kiminle kaçırdınız?

– Arabacı Raşit vardı. Arkadaşımdı. Kız nişanlanınca, biz Raşit’in arabasıyla kaçırmaya karar verdik. Benim, aracı kadınlarım vardı. Haber getirip götüren.

Onlardan, kızın ertesi gün, çeşmeye geleceğini öğrendim. Bir yandan da, kızın kına hazırlığı var. Bu iş bitiyor, biz bunu önleyelim dedik. Kızın eviyle, Kuruçeşme arasında, dar bir sokak var. Arabayı sokağın başına çektik. Bir gün önceden de, atları nallatmışız. Her şey hazır.

Kız testilere su doldurup, omuzuna almış. Sokak dar, kaçacak – göçecek yer yok. Sabahın da körü. Saat 7 – 8 gibi. Kızı yakaladım. Duvara çarptım. Omuzundaki su testileri kırıldı. Kucaklayıp, arabaya attım. Atları kırbaçladık ve yola koyulduk.

Kalabalık bir gündü. Arabacı yolu şaşırdı. Planladığımız yola gitmedi. Eskişehir yoluna saptı. Zâten arabacı Raşit, saralıydı. Nöbeti tuttu, titriyor. Kız bağırıyor.

Bir elimle kızın ağzını kapatıyor, ötekiyle, Raşit’i tutuyorum. Yuları kavrayıp, atların sırtına bineceğim ama, bu defa ötekiler, arabadan düşecekler. Atlar, başı boş koşuyorlar. Aniden, bir de karşıdan kamyon çıktı. Eskişehir tarafından geliyor. Kamyonu gören atlar, ürktü, anayoldan çıkıp, orman yoluna saptı araba.

Ve ormanların gümbürtüsü başladı. Hangi ormandı bu?

– Kızıltepe ormanı diyoruz. Şu karşıdaki orman, Eskişehir yolunda. Atlar, ormanın içine daldı. O arada, millet de peşimize düşmüş. Jandarma süvarisi bir yandan çevirdi, kızın nişanlısının akrabaları, öte yandan. Üstümüze geldiler. Nihâyet arabayı çevirdiler. Teslim olmak zorunda kaldık.

Alıp götürdüler sizi?

– Götürdüler, tevkif ettiler. 27 gün yattım. Sorgu hâkimi, samimi bir arkadaşımdı. Ben o zamanlar, Halkevi çalışmalarına katılıyorum. Oradan tanışıyoruz.

Beni, hapishane bahçesinde volta atarken görmüş, işaret etti bana. “Hayrola, n’apıyorsun orada?” diye sordu. Ben de, ellerimi üstüste çaprazlayıp, tevkif edildim dedim. Gardiyanı gönderdi ‘”az, tahliyemi istiyorum de” dedi. Yazdım, imzaladım.

“Sen aşağı in. Şimdi seni bırakacaklar” dedi. Aşağı indim, beni tahliye ettiler. O zaman, sorgu hâkiminin yetkisi vardı. Ben tahliye oldum. Ama mahkeme devam ediyor. Dosya, ağır cezâya, Eskişehir’e gönderildi. Duruşmaya çağırdılar. Mahkemeye gittim. İlk duruşmada, beni tevkif ettiler.

Suç kız kaçırma tabii ki?

– Evet, evet. 431’e 62. madde gereğince dava açıldı. Mahkeme devam ediyor. İkinci duruşmaya, kardeşimle babam, Raziye’yi de getirdiler.

Babanız araya girdi yani?

– Evet, babam araya giriyor, kızın ifâde vermesini istiyor. Alıp mahkemeye kızı getiriyorlar.

“Ben gönlümle gittim. Beni kaçıran olmadı. Yaşım küçüktü, beni zorla evermek istediler, ben de, Mustafa’ya, rızamla kaçtım. Zorla filan götürülmedim.”

Bunlar zapta geçti. Savcı itiraz etti: “Kızın yaşı küçük, tanıklığı geçerli değil” dedi. Ben de, “Sayın yargıç, akit kişiyi reşit kılar. O zaman küçüktü ama, olay olmuş. Kişi reşit sayılır” dedim.

Beraatimi ve tahliyemi istedim. İçeri girdiler, bir saat kadar kaldılar. Sonra kararı açıkladılar. Bir seneye mahkum edildim. Yalnız bu arada bir şey anlatmam gerek Karakulak diye biri var Seyitgazi’de. Varsıl. Benim onunla bir meselem var. Ben ilk 27 gün yatıp çıktığımda, peşime adam takıyor ve beni vurdurtmak istiyor. Adamın birine yüz lira veriyor. O da benim arkadaşımdı. Gelip bana durumu anlattı.

Biz, o yüz lirayla, gidip güzel bir rakı içtik. Sonra Karakulak’ı yolda çevirip, rezil ettim. Beni vurdurtmak için verdiği yüz lirayla, içki içtiğimizi söyledim. Boynuma sarıldı, gönlümü aldı. Dayı yeğen olduk. Aramız iyileşti. Ama sonradan öğrendim ki, bir senelik tevkifatımda, onun parmağı var.

Benim cezâ almam için, mahkemeyi etkilemiş. Yıl 1944, tek parti dönemi. Bu tür şeyler, kolay oluyordu. Velhasıl, biz bir yıl yatacağız. Ben temyiz ettim, fakat savcının kızı da, mahkeme kaleminde memur olarak çalışıyor.

Kayıttan geçirdiğim dilekçeyi, temyize göndermiyor. Ama dilekçenin tarih ve numarası elimde var. Bana karar tebliğ ediliyor, bakıyorum temyiz isteğim yok. Yazmamışlar. İtiraz ettim. Elimdeki tarih ve numarayı gösterdim.

Zâten tahliyeme iki ay kalmış. Gardiyana on lira verdim, yeni yazdığım dilekçeyi bakanlığa gönderdim. Tahkikat açıldı, müfettiş geldi. Haklı çıktım ama, bir sene yattım.

Siz bu arada olayı türküye mi döktünüz?

– Ben Seyitgazi’deki ilk yirmi yedi günlük hapisliğimde, sazla türküyü söylemeye başlamıştım. Hapishaneden, dışarıya taştı türkü. Bütün Eskişehir’in dilinde.

Öyle meşhur oldu ki türkü, Eskişehir yıkılıyor. Hapishanede, berber Gazi vardı, idamlık. Seyitgazi’den. O beni koruyor. Kimse bana dokunamıyor hapishanede. Tatarlar var. “Leylalar” diye bir türkü söylüyorlar. Cümbüşün bini, bir para. Bizim türkü de her tarafa yayıldı.

Ben günümü tamamlayıp çıkacağım sırada, Hakkı Efendi, yâni kızın babası, haber gönderiyor, “Tahliye olduğunda, doğruca bizim eve gelsin, görüşelim” diyor. Ama babam kabul etmiyor. Ben babamı karşıma alıp da, onlara gitmedim.

Yâni, görüşmediniz…

– Ben kızla görüşüyorum, ama babasına gitmedim. Hatta hiç unutmuyorum, aracılar vasıtasıyla kız bana bir çevre göndermişti. Baktım olmayacak, babam reddediyor, 1948 yılında, terk-i diyar eyleyip, Ankara’ya gittim. Orada iş bulup çalıştım. İnşaatlarda çalıştım, taşeronluk yaptım.

Eşiniz Hikmet Hanımla nasıl tanıştınız?

– Benim çalıştığım insanların akrabası idi. Her zaman görüyordum. Kısmetmiş, istettim evlendik.

Şimdi şunu öğrenmek istiyorum “Karadır Kaşların Ferman Yazdırır Türküsü” bu anlattığınız yaşam öykünüzün yansıması mı? Yâni size âit değil mi?

– Bestesi de, güftesi de bana ait.

Başka türkü yaktınız mı?

– Şiirlerim çok, ama başka türküm yok.

Bu türkü çok tutuldu. Herkes kendinden bir parça buluyor bu türküde. Öğrenmek istiyorum “Karadır Kaşların Ferman Yazdırır” ne demek sizce?

– Yâni hâtıra yazdırıyor demek.

Kaşları, kara mıydı?

– Karaydı, çok da güzeldi rahmetli canım. (Burada Mustafa Tuna’nın gözleri doluyor… Ağlamaklı oluyor.)

Bu aşk beni diyar diyar gezdirir.

– Gezdirdi, uzun yıllar gurbette yaşadım. Yirmi iki yıl, Seyitgazi’ye hiç gelmedim.

Lokman hekim gelse, yarem azdırır.

– Çare yok yani.

Çare yok, Yâremi sarmaya yar kendi gelsin.

– Çok sözleri var türkünün. Ama unutmuşum.

Anası Ümmü de babası Hakkı
Bizi ayırmaya var mıydı hakkı
Kuruçeşme suyu çağlayıp akar
Anası çıkmış da yollara bakar.

Anasının adı Ümmü, babasının adı da Hakkı mıydı? Ormanların gümbürtüsü başıma vurur, Sevdiğimin hayâli karşımda durur ne demek?

– Atlar ormana girdi ya… Onu kastediyorum.

– Kızıltepe ardıçları sallanır, Bir gün evvel atlarımız nallanır. Bir gün evvel Raşit atları nallatıp, arabayı hazırlamış yani. Öyle mi?

– Evet evet. Kızıltepe ormanı da, Eskişehir yolu üzerindeki orman.

Sonra Hikmet Hanımla evlendiniz. Siz mutlu oldunuz, karşı tarafın durumu n’oldu?

– O, çok üzgün öldü canım.

Yakında mı öldü?

-1989 yılının 21 Temmuz’unda öldü. Şu şiirle andım ben..

Açmış kollarını kara toprak
Seni bağrına basmak için
Niçin niçin niçin
Çektiğin ızdıraplar için

– (Sözün burasında Necâti Albay, araya giriyor.) Mustafa Abi, senin türküde unuttuğun yeri, ben hatırlatmak istiyorum.

Dolana dolana geldim bacana
Çay mı demletirsin Kadir kocana
Danıştın da mı geldin Sultan Elif Hocana
Ölüm ver Allahım, ayrılık verme

Bunlar kim?

– (Necâti Albay) Kadir, evlendiği adam, Sultan Elif de, Demirci Guru Memed’in kardeşi, aracılık yapıyormuş.

– Benim yirmiyedi günlük hapisliğimde, düğün yapıldı, evlendi. Altı ay, bir sene kocasıyla kaldı. Benim için ifâde verdikten sonra, kocasının evine gitmedi, babasının evine döndü. İşte o zaman babası, hapisten çıkınca doğru bize gelsin dedi. Resmen boşanmamışlardı, ayrıydılar. Babam da rıza göstermeyince, ben buraları terk ettim.

Ne zaman terkettiniz? Kaç yıl sonra döndünüz Seyitgazi’ye?

– 1948 yılında terkettim; 1975 yılında döndüm. Çocukların çoğu, gurbette doğdu.

(Necâti Albay) Babasıyla küsken, arada bir, “Köylü Gazetesi” gönderirdi Seyitgazi’ye. Beni de aralarına alırlardı, babası Ahmet Amca bana okuturdu gazeteyi. Mustafa Abi’nin haberini öyle alırdık.

Mustafa Bey, siz uygar bir insansınız, türkü yakanların, duygusallığı fazladır. Hayâtını o türküye bağlar, etkisinden kurtulamaz. Ama siz bunları aşmışsınız. Mutlu bir evlilik yapmışsınız. Meslek edinmişsiniz. Yetişkin çocuklarınız var. Yaşamda başarılısınız. Ama burada benim öğrenmek istediğim şey şu, kızı başkasına zoraki vermeleri, babanızın da itirazı mı sizi etkiledi? Olayın nedeni bu mu yani?

– Evet.

Kız ile, sonra hiç karşılaştınız mı?

– Kocası öldükten sonra, bir iki karşılaştık. Ailesiyle, sürekli görüşüyoruz. Tabii konu hassas olduğu için, kimse üstüne gitmiyor.

Mustafa Bey, peki bu türkü burada, Seyitgazi’de doğmuş, Zonguldak’a nasıl maledilmiş?

– Vallahi, bilmiyorum ki…

– (Necâti Albay) Ağabey benim hatırımda kalan şu, ben sana hatırlatayım da, sen ne dersen de… Bu türküyü, sen Zonguldak’ta çalışırken, hani orada bir yerde çalışmışsın ya!

– Bartın’da.

– Hah!. Oralarda çalışırken, Zonguldak türküsü diye verdin. Buraya maledilmesin, âileler üzülmesin diye. Benim hatırladığım, 1975 yılında sen buraya döndüğünde, seninle konuştuk. O zaman, sen bana böyle anlattın.

– Bu hastalık bende, unutkanlık yaptı. Birçok şeyi hatırlayamıyorum. Türkünün çok sözünü de, unuttum. Hâtıra defterim vardı. Onu da, yaktım.

Şimdi işi yerine oturtmak gerek. Bu türkü Seyitgazi’li iki gencin yaşadığı olay üstüne yakılmış. Olayın taze olması nedeniyle, kimi ayrıntılar gizlenmiş. Ama artık, olan olmuş, ölen ölmüş… Gerçek neyse ortaya çıksın. Türkü de, doğduğu yere maledilsin.

– Elli altmış sene geçti aradan. Ben yazdığım şeyleri hatırlamıyorum.

Bartın’da ne iş yaptınız?

– Tapu Kadastro’da çalışıyordum. Geçici görevle gittim. 1950’li yıllar olsa gerek.

Mustafa Bey, bu bir fikri ürün. Araba üretmek, tarlada bir şey yetiştirmek gibi. Fikir üretimi… Size âit olan bu ürünü, başkaları sâhiplenmiş. Hem de siz sebep olmuşsunuz. Allah gecinden versin, size bir şey olsa, bina mal – mülk geçer gider. Ama bunlar kalıcıdır. Bunlarla anılırsınız.

– İşte bilmiyorum gayri. Benim adıma bir şey kaydettirmedim. Kimse üzülsün istemedim. (Necâti Albay elindeki dizeleri okuyor.)

Minareye çıkıp bize baktılar
Arkamıza candarmayı taktılar
Arabada sarılıp da yattılar
Ölüm ver Allahım, ayrılık verme

– Necâti Bey daha iyi biliyor. Halka malolmuş. Ben unutuldum artık, halkın oldu türkü.

Necâti Bey, siz bir ay öncesine, yâni 3 Kasım 2002 seçimlerine kadar, D.S.P. Eskişehir Milletvekili idiniz. Benim de, çok eski bir arkadaşımsınız. Bana da bu türküyü araştırmam için yardımcı oldunuz. Anlaşılıyor ki, “Karadır Kaşların Ferman Yazdırır” türküsü, doğduğu yere mal edilmemiş. T.R.T. kayıtlarında, Zonguldak görünüyor.

Oysa, olay burada, Seyitgazi’de geçmiş. Sizin de, çocukluk anılarınızda yeri var. Bana bu türkünün bu bölgeye ve Mustafa Bey’e âit olduğunu nasıl açıklayabilirsiniz?

– Şimdi Yaşar’cığım, Mustafa Abim, benim çok sevdiğim, birlikte olduğum, berâber gün geçirdiğim bir kişi. Mustafa Abi, yetişme çağında, Seyitgazi’yi terketti gitti. Nedeni, bir kız kaçırma olayıdır. Mustafa Abi’nin babası ile de, yakınlığım vardı. Zaman zaman bir araya geldiğimizde, “Ah oğlum, benim bir oğlum var, şimdi buralarda değil” der iç geçirirdi.

Bu olaya müdahalesinden ötürü üzüntü duyar mıydı?

– Duymaz mıydı? Ben gerçekten Mustafa Abi’yi çok merak ederdim. Onu tanımamıştım. Ama Ahmet Amca’nın anlatımından biliyordum. Nerede olduğunu bilmezdim. Ama zaman zaman ondan “Köylü Gazetesi” gelirdi. Kahvede oturan ihtiyarlara, gazeteyi okurdum.

Yâni, benim bu âileyle, böyle bir yakınlığım vardı. Bu Köylü Gazetesi, Ahmet Amca ile oğlu arasında ve bizler arasında bir iletişim aracıydı. Sonra aradan yıllar geçti, sanıyorum 70’li yıllardı. Mustafa Abi emekli oldu. Seyitgazi’ye geldi. Tanıştık. Bu şimdi içinde bulunduğumuz evleri yaptırdı. Buraya yerleşti. Dostluk öyle başladı.

Bu türkünün ona âit olduğu konusu?

– Bu türkünün ona âit olduğunu bilmeyen yoktur Seyitgazi’de… Türkünün sözlerinde geçen yerler de, Seyitgazi’nin yer adlarıdır. Örneğin Kızıltepe, Eskişehir’den Seyitgazi’ye gelirken yol üstünde gördüğümüz, tomruk yığılı tepenin adıdır. Ve de ardıçlar vardır. “Ardıçlık” denir. Bu da geçiyor türküde. Kızıltepe’nin altında, deve yolu vardır. “Develerin gümbürtüsü” diye geçiyor.

Eskiden deve kervanları, bu yoldan geçerdi. Boyunlarında çanlar vardı. “Develerin gümbürtüsü , başıma vurur” lâfı da budur. Yâni, Derelerin gümbürtüsü değil… “Develerin gümbürtüsü”dür o. Ve bu da, Kızıltepe’nin yanından geçen deve yoludur.

Kahramanları belli olan “Karadır Kaşların” türküsü, Seyitgazi’de yaratılmış bir türküdür. Ama Mustafa Abi bunu, kimseye zarar vermemek için geçici olarak çalıştığı, Zonguldak’a maletmiştir. Çünkü, âileler rencide olsun, istemiyordu. Kız evlenmişti. Çocukları vardı. Böylece türkü oradan, halka maloldu. Her Seyitgazi’li, bu türkünün olayını bilirdi.

Vaktiyle bu türkü, radyodan çalınırken, Seyitgazi’liler olaya duydukları saygıdan ötürü, radyolarını kapatırlardı. Yâni sözün kısası bu türkü, sazıyla, sözüyle Seyitgazi’lidir. Mustafa Abi’nin yaşam öyküsüdür.

Peki Mustafa Bey sizin eğitiminiz neydi?

– Burada, Seyitgazi’de o zaman, ortaokul yoktu. İlkokulu, burada bitirdim, Kalecik’te, ortaokul diploması aldım. Tapu Kadastro’ya girdim. Orada tekamül kurslarına devam ettim. Kademe kademe ilerleyip, tapu müdürlüğünden emekli oldum. 1921 doğumluyum.

Mustafa Bey, sizi bu hasta halinizde epeyce yorduk. Çok teşekkür ederim. Ama önemli bir saptama yaptığımıza inanıyorum. Eğer izin verirseniz, türkünün kimliğinin değişmesi için, gerekli girişimleri yapacağım.

MESAM ve T.R.T.’ye bu anlattıklarınızı aktaracağım. Türk Halk Müziğimizin önemli ürünlerinden biri olan Karadır Kaşların Ferman Yazdırır türküsünün’nün asıl kaynağına, yâni Seyitgazi’ye ve şahsınıza kaydedilmesi için çaba göstereceğim.

– Kimseye zarar gelsin istemiyorum. Hatta kızın adı, hiç geçmese iyi olur. Gerisi size kalmış, n’aparsanız yapın.

Kaynaklar:

  1. TRT Müzik Dairesi Y. THM Sözlü Eserler Antolojisi – 2 Sayfa 519,Yöre Zonguldak,Kaynak:İ.Yeşilgül , Derleyen: A.Yamacı
  2. TRT Müzik Dairesi Y.THM’den Seçmeler, 1998 2. Baskı Sayfa 314,315 Yöre:Zonguldak, Kaynak:Feriha Özen, Derleyen : S.Yaver Ataman
  3. Folklor ve Türkülerimiz, Mehmet Özbek – Ötüken Y.2. baskı 1981, Sayfa:175, Yöre: Giresun, Kaynak kişi: Feriha Kınalı
  4. Yaşar Özürküt: Öyküleriyle Türküler 4 – İstanbul, 2003

Notası

Karadır kaşların ferman yazdırır notası

Video Yorumları

Soner Olgun

Soner Olgun - Karadır kaşları ferman yazdırır.mp4

Fâtih Kısaparmak

Karadır Kaşların--Fatih Kısaparmak (TÜRKÜ)

Sevcan Orhan

SEVCAN ORHAN Karadir Kaslarin Ferman Yazdirir

Zeynep Başkan

Zeynep Başkan - Karadır Kaşların Ferman Yazdırır

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top