
Hayâtı
Neyzen Yusuf Paşa’nın torunu olan Reşat Erer, 1890 yılında İstanbul’da dünyâya gelmiştir. Çocukluğu, dedesinin konağında, o dönemin ünlü müzik ustalarının katıldığı toplantılarda icrâ edilen müziği dinleyerek geçmiştir.
Bu kulak terbiyesi ve âilesinden intikal eden yetenekle, müzik çalışmalarına erken yaşlarında başlamıştır. Torunun istidadını sezen dedesi Yusuf Paşa, ona iyi bir keman hediye etmiştir.
Keman öğreniminde, belli bir hocası yoktu. O yılların tanınmış ustalarından almış olduğu, teknik bilgiler ayrı tutulursa, sanatını, kendi gayreti ile geliştirmiştir. Daha delikanlılık yıllarında, sanattan anlayan çevrelerce; aranan, zevkle dinlenen, sevilen bir keman sanatkârı olmuştur.
Tanbûrî Cemil Bey‘le, yakın dostluk ilişkisi içinde, bu dâhi sanatkârın uslûb ve icrâsındaki özelliğini içine sindirmeye ve onun gibi çalmaya gayret etmiştir.
Elde bulunan taksim plâkları ile, bazı ses sanatkârlarına refakat ettiği plâklar incelenecek olursa, Cemil Bey’in tavır ve uslûbundan, pek çok renkleri bulmak mümkün olur. Bugünkü keman icrâsı anlayışına pek uymayan, Reşat Erer’in çalışında, Cemil Bey’in kemençesinden bol bol izler vardır.
Rûşen Ferit Kam ve Zühdü Bardakoğlu’nun verdiği bilgilere göre, zamanının en iyi keman çalanlarındandı. Özellikle; şehnaz ve hicazkâr makamlarından parlak taksimler yaparmış.

Ankara Radyosu hizmete girdikten sonra, her hafta başı, İstanbul’dan gelerek çalışmalara katılırmış. Batı keman tekniğini, Türk müziğine ustalıkla uygulamıştır.
Reşat Erer, yetişkin ve seçkin bir sanatkâr olarak Darülelhân’ın kurucuları arasına katılmış; “Tasnif ve Tertip Heyeti”nde çalışarak yıllarca bu öğretim kuruluşuna hizmet etmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra, rahmetli Atatürk‘ün dâveti üzerine, Udi Nevres Bey‘le Ankara’ya gelerek, Cumhurbaşkanlığı özel kaleminde görev almıştır. Bir süre sonra, Atatürk’ten izin alan bu iki sanatkâr, İstanbul’a geri dönmüştür. Serbest müzik hayâtı olmamış, gazinolarda çalışmamıştır.
Kelebek gözlüklü, orta boylu, herkese karşı mesafeli, çok esprili, çekingen ve terbiyeli bir kimse olan Reşat Erer, içkiye düşkünlüğü ile tanınmıştır. Ankara Radyosu’nda çalıştığı yıllarda, boğaz kanserine yakalanmış ve bu hastalıktan 17 Aralık 1940 tarihinde İstanbul’da vefât etmiştir.
Kemanının “Amati” etiketli olduğunu, kendisi ile birlikte gömülmesini vasiyet ettiğini, bu vasiyetinin yerine getirilip getirilmediğinin bilinmediğini Ruşen Kam‘dan işitmiştim.
Bestekâr olarak, günümüze beş şarkısı gelebilmiştir. Bunların içinde, “Aşkın ile ey nevcivan” güfteli şarkısı, en tanınmış olanıdır.
Reşat Erer, bir bestekâr olmaktan çok, Türk sanat müziği’nin, en iyi keman icrâcılarından biri olarak iz bırakmıştır.
Kaynak: eksd.org.tr