Enderûnî Hâfız Hüsnü Efendi, hayâtı ve eserleri

Enderûnî Hâfız Hüsnü Efendi

Enderûnî Hâfız Hüsnü Efendi’nin asıl adı Mehmed Hüsnü’dür. 1858 yılında Üsküdar’ın Selimiye Mahallesi, Tekke sokağında dünyâya geldi. Babası, Harem İskelesi’ndeki Mehmed Tahir Efendi Câmii’nin imamı Hâfız Mehmed Hakkı Efendi’dir.

Mahalle mektebinde okuduktan sonra sesinin güzelliği dikkati çekerek Enderûn’a alındı. Burada yetiştikten sonra 1876 yılında Hırka-i Şerif Câmii müezzinliğine, 1882 yılında Enderûn’a Kur’an-ı Kerim muallimliğine tayin oldu.

1888 yılında ayni câmii’n müezzinliğine ve “hademe”liğine getirildi ve 1902 yılında ikinci imam oldu. Enderûn’da “Başlala ve Sürreeminliği” görevlerinde de bulundu. Yaşlılığında Ahmed Muhtar Paşa tarafından kurulan Mehterhâne’de hocalık yaptı.

Babasının ölümünden sonra bir süre Harem Câmii imamlığı görevini de sürdürmüştür. Çok küçük yaşında başladığı “hıfz”ını Enderûn’da tamamladı. Burada düzenli bir eğitim görerek Fransızca ve Arapça öğrendi.

Mûsiki hocaları Sermüezzin Rifat Bey’le Hacı Faik Bey‘dir. Dini ve mûsiki kültürü genişti. Hakkında bilgi veren bütün kaynaklar, özellikle gençliğinde çok güzel Mevlid ve Kur’an okuduğunu bildiriyor.

Rindmeşrep, delişmen tabiatlı, içkiye düşkün, güzel konuşan, konuşurken kendini dinleten, mûsiki icrâsı sırasında gürültü ve ilgisizliğe tahammül edemeyen bir kimseydi. Katıldığı mûsiki toplantılarında böyle hareket edenlere gereken muameleyi çekinmeden yapardı. Gençliğinde “Sarığı Güzel hâfız” lâkabiyle tanınırdı.

Adı aşk dedikodularına da karışmış olan Hâfız Hüsnü’nün bir paşanın genç eşi ile ilişki kurduğu, “Sabâ tarf-ı vefâdan peyam yok mu?” şarkısını bu aşkın ilhamiyle bestelediği söylenir. Ney çalmasını kendi kendine öğrendi ve bu sazı ileri yaşlarına kadar ustaca kullandı.

Çok güzel uslûbu olan bir hanendeydi. Her eseri duyarak ve yaşayarak okurdu. Hayri Yenigün bir yazısında, Hafız Hüsnü öldükten sonra Sultan Vahdettin’in bir adam göndererek neyini satın aldırttığını söylüyor.

Son yıllarında sesinin özelliği bozuldu. Bir boğaz hastalığına yakalandığı anlaşılarak Sultan Reşad’ın emri ile ameliyat ettirildi ise de pek yararı olmadı. Sesinin kısık kalmasına rağmen hanendeliğe devam etti. Günümüze yüz kadar eseri gelmiştir.

Bu şarkılar Hacı Ârif Bey geleneğinin bir devamıdır. Eserlerinin içinde çok parlak olanları da vardır. “Çok sürmedi geçti tarab-ı şevki bahârım” güfteli bestenigâr şarkısı, olağan olmayan şartlarda bestelenmesine rağmen çok güzel bir eserdir.

Enderûnî Hâfız Hüsnü Efendi, dini mûsiki ile uğraşmış bazı ilâhiler bestelemiştir. Hâfız Hüsnü uzun yıllar piyasada da çalıştı. Şişhane Yokuşu’nda çalışan Hâfız Burhan‘ın takımına dahildi. Burada hem fasıl okur, hem de gazelhanlık ederdi. Enderûnî Hâfız Hüsnü Efendi, 1919 yılında dizanteri hastalığından vefat etmiş ve Edirnekapısı mezarlığına defnedilmiştir. Kaynak: eksd.org.tr

Sâdun Aksüt, Enderûnî Hâfız Hüsnü Efendi’yi anlatıyor

Sadun Aksüt Sunumuyla & Hafız Kemal - Sabâ tarf-ı vefadan peyam yok mu ?

Yorumunuz