İsmet Nedim Saatçi

Türk sanat müziği bestekârlarımızdan İsmet Nedim Saatçi; hayâtı, sitemde bulunan bestelerinin bütün bilgileri ve video yorumları.

İsmet Nedim Saatçi

Hayâtı

1936 yılında, Samsun’da dünyâya gelen İsmet Nedim Saatçi, müzisyen bir âilenin çocuğudur. Dedesi, Mısırlı Rıza Bey keman, babası Nedim Bey kanun ve annesi Kadriye Hanım ise, ud çalardı.

Durum böyle olunca, İsmet Nedim Saatçi’nin müzisyen olması kaçınılmaz oluyordu. Zira evlerinde, dostları ile yapılan fasılları zevkle tâkip ediyordu.

İlk orta ve lise eğitimini, Samsun’da tamamladıktan sonra, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde okumaya başladı. Fakat üniversitenin ikinci sınıfından ayrılarak, müzik aşkı daha ağır basınca, İstanbul Devlet Konservatuarında tahsiline başladı. Bu süre zarfında, Şefik Gürmeriç‘ten istifâde etti.

Konservatuarı bitirdikten sonra Ankara’ya giderek, Fahri Kopuz‘dan, şarkı meşk ederek repertuarını genişletti. İsmet Nedim Saatçi, 1958 yılında, Ankara Radyosu’nun açtığı sınavı kazanarak, çalışmaya başladı. Gösterdiği başarı ile, solo programlar yapmaya başladı.

Bu zaman içinde, Devlet Konservatuarı öğretmenlerinden, Muammer Sun’dan, batı müziği, eğitimi aldı. Rûşen Ferit Kam, Halil Bedii Yönetken, Suphi Ziyâ Özbekkan, Refik Ahmet Sevengil ve Muzaffer İlkar gibi değerlerden, ders ve feyiz alarak, müzik bilgisini geliştirdi.

Türk müzik sazlarına, batı müziği sazlarıyla, yeknesak müzik yapma, eylemi ile, dikkatleri üstüne çeken, İsmet Nedim Saatçi, 1962 yılında, Ankara Büyük Sinema’da, tek başına mücâdele ederek, akordion, abua, çan, timbal, kontrbas, viyolonsel, gitar gibi enstrümanları, Türk müziği sazları ile birleştirerek, 20 kişilik koro ile, konser vererek, belki de, Atatürk‘ün arzu ettiği tarzda, bir konser verdi. Bu konser, tüm müzik otoriterlerinden, iyi not aldı.

1958 yılında, Fâruk Nafiz Çamlıbel‘in yazdığı, “Çoban çeşmesi” isimli şiiri, Muhayyerkürdî makâmında besteleyerek, bestecilik hayâtına başladı. Ses sanatçısı ve bestekâr olarak, yaşamını sürdüren İsmet Nedim Saatçi’nin, 70 civarında bestesi vardır.

Şarkılarını kendisi seslendirdiği gibi, mûsikîmizin değerleri solistleri; konserlerinde, plak, kaset ve CD’lerinde seslendirdiler. İsmet Nedim Saatçi, Hafif Türk Sanat Müziğinin, öncüsü olarak bilinir.

Ayrıca, çok sazlı Türk Müziği dönemine de, öncülük etmiştir. Batı Berlin’e, yerleşerek, sanat hayâtını sürdüren İsmet Nedim Saatçi, bu şehirde, müzik alanında, öğretim üyeliği yapmıştır.

“Agora meyhânesi” ve “Ezilenler” bestesi anıları

Agora Meyhânesi“ni, 60’lı yılların ortalarında, sevgili eşim için besteledim. Eşimin, şiir defterinde yer alan, bir şiirdi. Şiiri beğendiğini, kendisi için bestelememi söyledi. Yâni bu güzel şarkıyı, bestelememe sebep, eşimdir.

Sözleri, Dr. Onur Şenli‘ye aittir. Hatta bu şarkıyı, günlerce karanlıkta, mum ışığında, besteledim. Çünkü o günlerde, karartma geceleri vardı. İlk yaptığım besteyi, eşime beğendiremedim. İkinci kez bestelediğimde, beğendi.

Odeon Plak Şirketi’ne, okudum. Çok beğenildi. O kadar çok tuttu ki, Türkiye meyhâneleri, isim değiştirip, Agora Meyhânesi ismini, almaya başladılar. Bu şarkı yüzünden, bir de, mahkemelik oldum. Sebebi de; plakların üstüne, Onur Şenli isminin yazılmadığını iddia ettiler. Oysa, yazılmıştı. Sanıyorum, sansasyon yaratmak istemişlerdi.

Benden sonra, Zeki Müren, Müzeyyen Senar, Hamiyet Yüceses ve Gönül Yazar gibi sanatçılar, okudular. Şimdi ise, Muazzez Ersoy yorumluyor. Ezilenler, adlı bestemin, sözleri, şâir Mehmet Akif Ersoy‘a ait. Yaklâşık, 20 yıllık bir çalışmamın, ürünüdür. Günümüz Türkçesine, Mehmet Erguvan tarafından çevrilmiştir. Ezilenler, ezilen insanları anlatıyor. Ezilen insan, dünyânın, her tarafında var, sadece, Türkiye’de değil.

Sanatçılar, düşünürler ve bilim adamları, soluk alamadıkları yerlerde, duramazlar. Onlar için soluk almak, sadece nefes alıp vermek, değildir. Yaratıcılık, onların, oksijenidir. Sanatlarını, özgürce, icrâ edemiyorlarsa, yapacakları yenilikler, köstekleniyorsa, oldukları yerde, daralırlar; nefes alamaz, olurlar. Bu, sanatın bütün dallarında, böyledir.

Yazar olsun, düşünür olsun, müzikten, tiyatroya, resimden, filme; her sanatçı, uğraş verdiği, alanda özgürce, çalışmak, özgürce, yaratmak ister. Nasıl ki, 30’lu yıllarda, Hitler’in baskısından, Atatürk’ün, Türkiye’de bağımsız “fikri hür, vicdanı hür, kuşaklar” yetiştirmek için, kurdurmuş olduğu üniversitelere sığınan, öğretim üyeleri olmuşsa; 80’li yıllarda da, aradıkları, yaratıcı ortamı, Türkiye’de bulamayıp, başka ülkelere sığınan; Türk sanatçıları, yazarları, bilim adamları ve düşünürleri olmuştur.

80’li yıllarda, birçok sanatçı, yaratıcılığını, yurtdışında sürdürmüştür. Bugün, bunların bir kısmı, geri dönmüş, bir kısmı ise, halâ yurtdışındadır. İşte bunlardan birisi de, 80’li yılların başlarında, Berlin’e gelmiş olan, Hafif Türk Sanat Müziği’nin öncüsü ve çok sazlı, Türk müziği dönemine, öncülük etmiş, “Han Duvarları”, “Agora Meyhânesi”, “Karadut”, “Arım Balım Peteğim”, “Ben Kimi Seveceğim” gibi, besteleriyle, 60’lı ve 70’li yıllarda, sanatının doruğuna çıkmış üstad, İsmet Nedim (Saatçi) dir.

12 Eylül’den, o da nasibini almış, alışılmışın dışına çıkmak istediği, Türk Sanat Müziği’ne, yenilik getirmek istediği için, devamlı engellenmiş.

Kendisiyle, Türkiye’den ayrılış sebebi, Türk müziğinin bugünü – yarını, nostalji, çoksesli müzik, bir zamanlar, ülke çapında, meyhâne kültürünün bir simgesi haline gelen, Türkiye’nin dört bir yanında açılan meyhânelere, aynı ad verilmiş olan “Agora Meyhânesi” adlı şarkı üzerine ve 20 yıllık bir çalışmanın ürünü olan, şâir Mehmet Akif Ersoy’un şiirinden bestelediği, “Ezilenler” bestesi üzerine söyleştik.
Adem Dursun

Türkiye’den ayrılış sebebiniz?
“Ben, Türkiye’de, Türk Sanat Müziği’ne, yenilikler getirmek istedim. Ancak, alışılmışlığın dışına çıkmak istemeyen, yeniliğe karşı olan, bazı yobaz kişilerce, engellendim, bir şey yapamaz, konuşamaz olmuştum.

Özgür olmayan bir toplum, sanatçı, yaratamaz! Yaratamayan bir sanatçı da, sanatçı sayılmaz!.. Hiç elleri bağlı bir, ressam, düşünebilir miyiz? İşte, tam o sıralarda, bir konser turnesinde, Berlin Belediyesi tarafından, müzik doçentliği teklifini, kabul ettim.”

Berlin öncesi, Türkiye’deki sanat yaşamınızı, kısaca özetler misiniz?
“1936 yılında, Samsun’da doğdum. Türk Sanat Müziği’ne, Samsun Müzik Kulübü’nde başladım. Daha sonra, İstanbul, Belediye Konservatuvarı’na girdim. Şerif Gürmeriç, Fahri Kopuz, Muammer Sun, Ruşen F. Kar, Muzaffer İlkar gibi değerli üstadların öğrencisi oldum. Konservatuvarı bitirdikten sonra, 1958 yılında, Ankara Radyosu’na girdim. Aynı yıl, beste denemelerine başladım.”

Sizin olay yaratan bir besteniz var: Agora Meyhânesi. 2000 yılında son 50 yılın en güzel şarkılarından biri seçildi.
“Agora Meyhânesi”ni, 60’lı yılların ortalarında, sevgili eşim için, besteledim. Eşimin, şiir defterinde yer alan, bir şiirdi. Şiiri beğendiğini, kendisi için bestelememi söyledi. Yâni, bu güzel şarkıyı bestelememe sebep, eşimdir.

Sözleri, Dr. Onur Şenli‘ye aittir. Hatta, bu şarkıyı, günlerce karanlıkta, mum ışığında, besteledim. Çünkü, o günlerde, karartma geceleri vardı. İlk yaptığım besteyi, eşime beğendiremedim. İkinci kez bestelediğimde, beğendi. Odeon Plak Şirketi’ne, okudum. Çok beğenildi. O kadar çok, tuttu ki, Türkiye meyheneleri, isim değiştirip, Agora Meyhânesi, ismini almaya başladılar. Bu şarkı yüzünden, bir de, mahkemelik oldum.

Sebebi de; plakların üstüne, Onur Şenli isminin yazılmadığını iddia ettiler. Oysa, yazılmıştı. Sanıyorum, sansasyon yaratmak istemişlerdi. Benden sonra, Zeki Müren, Müzeyyen Senar, Hamiyet Yüceses ve Gönül Yazar gibi, sanatçılar okudular. Şimdi ise, Muazzez Ersoy yorumluyor.”

Berlin’deki müzik çalışmalarınız?
– Berlin’de, 1981’den, 1998’e kadar, müzik doçentliği yaptım. Kendimi, tamamı ile, beste çalışmalarına vermek için, kendi isteğimle, emekliye ayrıldım. Şimdiye kadar, 100’ün üzerinde, talebem oldu.

Son yılların tartışması, “Türk Pop Müziği” üzerine görüşleriniz?
“Bugünkü yapılan, Türk Pop Müziği, tamamen, Batı müziğinin etkisindedir. Onun için, bunun adına, Türk Pop Müziği diyemeyiz. Çünkü, bizden bir şeyler yok.

Tabiiki müziğimize katabileceği, şeyler de var. En azından, enstrümanları değiştirmiş, ilâveler edilmiştir. Sözler yönünden, bazı kişiler, tenkid edilebilir. Fakat, öyle güzel sözler kullanan sanatçılar var ki, takdir etmemek elde değil.”

Son yılların “nostalji” modasına ne dersiniz? Nostalji yapmak, sizce kolaya kaçmak mıdır?
“Sanat, Türkiye’de hafife ve kolaya kaçıyor, gittikçe bozulup, melezleşiyor; özelliğini kaybediyor, zayıflıyor. Bizde taklitçilik, çok ilerledi. Nostalji, eski eserler, demek olduğuna göre, demek ki, nostaljide, sanat varmış. Şimdikiler, kolay, nostalji ise, daha zor.”

Yaklâşık 50 yıldır müzikle iç içesiniz. Bugün çoksesli müzik alanında, Türkiye’de gelinen nokta?
“Henüz bizim, kendi mûsikîmiz yok ki, çokseslilikten bahsedelim. Bir kere, esas olarak, Türk müziği nedir, olayı ortaya konmalı, ondan sonra, çok sesliliğe başlanması gerekir. 1970’lerde, ilk olarak, batı enstrümanlarını koyarak, Ankara Radyosu’nda başladım.

O zamanlar, T.R.T. tarafından, aforoz edildim. Bütün sazlarım, elimden alındı. Çünkü, birçok kişinin, menfaatına dokundu. Beş on kişinin menfaati için, çokseslilik harcandı!.. Onların, tek müdafaları vardır, o da: “Türk müziği, çoksesli olursa Türklük, bozulur”… Hayır efendim, çokseslilik Türk müziğini bozmaz! Atatürk‘ün bir sözü var: Bir milletin medeniyeti, müziği ile, paraleldir.”

Çoksesli müziğin kısaca târifi?
“Bir anda, birçok ayrı sesin, duyulmasıdır. Akıp giden müziğin, bir andaki kesitinden duyulan, ayrı ayrı seslerdir.”

Kim demişse “Müzik ruhun gıdasıdır” demiş. Türkiye’de, son yıllarda yapılan müziğe bakarak, aynı sözü, siz de söyler misiniz?
“Türkiye’de yapılan müzik, ruhun değil; vücut hareketlerinin, gıdası oldu; ruh, unutuldu.”

Günümüz yorumcuları hakkında, düşünceleriniz?
“Hakiki sanatçı, dinleyicisine, kendisini alkışlatmak için, eliyle tempo tutmayan kişidir! Halk beğenirse, zâten alkışlayacaktır. Fakat halkımız, iyiye de kötüye de alkışlamaya, alıştırılmış. Düşünün, sanatçı, Makber’i okuyor, halk alkışlıyor. Makber, bir ağıttır; ölümden bahseden, bir eserdir. Ancak, okuyan sanatçı, halka, alkışlaması için, tempo tutturuyor. Böyle bir şeyi, bizden başka bir yerde, göremezsiniz!”
Kaynak: tiyatrom.com

İsmet Nedim Saatçi belgeseli

İsmet Nedim Saatçi - İsmet Nedim Saatçi Belgeseli

“İsmet Nedim Saatçi” için 1 yorum

  1. Ben Kamil Savaslı, İsmet Nedim bey Hanımı Okmeydanı Darulaceze caddesinde IETT Bloklarından Hilton bloğunda 1965/1974 senesine kadar Bayan Kuaför Salonuma müşteri olarak hizmetlerinde idim.
    Çok sevdiğim, kültürlü ve çok insancıl yönleri ile hatıramdalar.
    Sağliklı mutluluklar dileğim ile sevgi ve saygılarımı iletirim.

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top