Nevin Demirdöven

Türk sanat müziği ses sanatçılarımızdan, Nevin Demirdöven'in hayâtı.

Sanatçının sitemde yer alan seslendirdiği eserlerin; bestekârlarını, güfte şairlerini, sözlerini, notalarını, makâm ve usûl bilgileri ile video yorumlarını da, Nevin Demirdöven'in Seslendirdiği Eserler sayfamdaki listeden seçerek inceleyebilirsiniz.

Sitemdeki İlgili Eserler

Nevin Demirdöven

Hayâtı

Türk sanat müziği ses sanatçısı Nevin Demirdöven, Arınık âilesinin en büyük çocuğu olarak, 1926 yılında İzmir Bayındır’da dünyâya gelir.

Bayındır’lı tütün tüccarı baba, Ahmet Bey ve eşi Hacer hanımın Nevin’den sonra, bir erkek, bir de kız olmak üzere iki çocukları daha olacaktır. Nevin Demirdöven, okul günlerini şöyle anlatıyor:

Nevin Demirdöven anlatıyor

“Ben, ilkokulu bitirinceye kadar Bayındır’daydık. Okulda beni sık sık müsamereye çıkarırlardı. Ben de şarkı söyler, manzume okurdum.

En çok sevdiğim de, İzmir yollarında’ydı. Babamın vefâtı sonrası, ilkokulum bitince âilece İzmir’e taşındık. Burada beni hemen İkiçeşmelik Kız Ortaokuluna kaydettirdiler. Hiç kimsenin aklına sesim gelmiyordu hattâ, benim bile. Sonra, ortaokulu bitirdim ve İzmir Kız Lisesi’nde bir sene okuduktan sonra çıktım ve Merkez postanesinde, memur olarak işe başladım.

İki sene çalıştığım postanede çok samimi arkadaşlar edinmiştim. Onlara ara sıra bildiğim şarkıları söylerdim. Bu arada, Hisar Câmii imamı bestekar Râkım Elkutlu‘dan, 3 – 4 ay boyunca ders almıştım. Çalışma arkadaşlarım sesimi çok beğenirlerdi.

Lise birinci sınıftaydım ve arkadaşlarımın teşvikiyle, 1944 yılında İzmir’de açılan radyo imtihanına girdim. Radyo imtihanına girene kadar yalnızca üç şarkı biliyordum; Ay öperken, Ne yaptım kendimi nasıl aldattım ve Derdimi ummana döktüm şarkılarını…”

Rakım Hocanın bu istidatlı talebesi, müzik derslerine yorulmak bilmeden büyük bir azimle çalışmış, kısa bir zamanda yetişerek, radyo imtihanlarına hazırlanmıştır.

1944 senesinde İzmir Radyosunun açtığı, ses müsabakasına katılan ve 248 katılımcı arasında pek iyi derece ile mükafatlandırılan Demirdöven, bu çetin imtihanı kazanıp radyoya giren tek aday olmuştur.

“Ailem, benim radyoya girmeme taraftar değildi. Fakat ben, onları dinlemeyip postaneden derhal istifa edip, Ankara’ya geldim.

Tarihi de bugün gibi hatırımdadır, 14 Kasım 1944. Radyoda kıymetli hocalarımdan; Nuri Halil Poyraz, Refik Fersan, Rûşen Ferit Kam, Cevdet Kozanoğlu, Veli Kanık ve Mesud Cemil gibi sanatkârlardan dersler alıyordum. Bu dersler 6 ay kadar sürdü.

1947 yılının yılbaşı gecesinde, mikrofon karşısına ilk defa çıkmıştım. İlk okuduğum şarkı hüzzam makâmındaki, Hicran yine hicran mı bu aşkın sonu‘ydu. O anda çok heyecanlıydım, adetâ dizlerim tutulmuştu.

Ertesi gün, bir hayli mektup ve telgraf almıştım. Altı ay sonra, haftada bir defa olmak üzere ayda toplam dört şarkı söylemeye başlamıştım. Sonraları değişti…”

İnançlarına bağlı, mütevazi bir hayât yaşayan sanatçı, içki ve sigaradan da asla hoşlanmıyormuş. İlk zamanları sahnelerde gözükmeyip, sadece radyoda dinleyicilere seslenmesi, onun, halk tarafından merak edilmesine ve sevilmesine sebep olmuştur.

Gayet mazbut, gösterişsiz bir hayât sürdürmüş, sadece müzik ve âilesiyle meşgul olmuştur.

Taranması ve kolay bakımı nedeniyle, saçını dâimâ kısa kestirmiş, mütevazi giyinmiştir. Moda ile ilgisi pek olmamıştır.

Fazla parayı da, insanları değiştirme gücünden dolayı sevmemiş, kimseye muhtaç olmayacak kadar kazanmayı istemiştir.

Evlendiği zamana kadar Nevin Arınık olarak, halka şarkılarını okuyan sanatçı, Topçu Yüzbaşı olan eşi Hasan Demirdöven ile evlendikten sonra, Nevin Demirdöven olarak neşriyatlara çıkmaya başlamıştır.

Hasan bey de alaturkaya meraklıymış. Çok güzel keman çalan Yüzbaşı eşi ile, evde berâber eserlere çalışırlarmış.

Daha sonra doğacak kızlarına, Müzeyyen ismini vermişler. Çocuğu ve âilesiyle ilgilenen bir sanatçı olarak Nevin Demirdöven’in günleri, ev ve radyo arasında geçip gitmiştir.

Nevin Demirdöven kimdir?

Sanatçı, eşi Hasan Demirdöven ile tanışmasını şöyle anlatmıştır: “Evlenmezden önce o kadar çok mektuplar alırdım ki, postacılar, mektup tomarı taşımaktan adetâ usanırlardı.

Kimi takdir ettiğini söyler, kimi ilânı aşkda bulunur, kimi evlenelim der, kimi de malını mülkünü sayar, döker.

Son zamanlarda bu mektup yığınlarına, bir pembe zarf dâhil olmuştu. Haftada bir defa muntazaman, beni bulan bu pembe zarflara ben de öylesine alışmıştım ki, biraz arası uzasa meraklanır, heyacanlanır, uykusuz geçirdiğim geceler olurdu.

Ciddi cümleler, vâkur kelimeler, bir asker ağzından veya kaleminden çıktığı besbelli tahakküm edici ifâdeler. Yavaş yavaş bunların câzibesine kapıldım.

Daha doğrusu, erkeğine boyun eğen her dişi gibi, tevekkül göstermeye başladım. Neticede bu gelen mektuplara, ben de cevap veriyordum…”

1946 yılını 1947 senesine bağlayan gece, Hadımköy’deki kıtasında nöbetçi bulunan Hasan Bey, yalnız başına kaldığı gece Nevin hanıma mektup yazmakla meşgulken, kısık sesle dinlediği radyoda, Nevin hanımın anons edilmesiyle radyonun sesini açmış.

Radyoda Nevin hanım, sanki Hasan Beye hitaben şarkısını okuyormuş: “Artık yeter bu hasret.. Gel, koş yanıma”…

Birkaç gün sonra, Hasan Beyin tâyini dee Ankara’ya çıkmış ve Nevin hanıma kavuşmuştur. Radyo dergileriyle mülâkatlarında, eşiyle tanıştığı günlerden şöyle bahsetmiştir:

İnanır mısınız, biz birbirimizi görmeden, tanımadan anlaştık. Eşim İstanbul’daymış. Bana çok mektup yazdı, sesimi beğendiğinden bahsetti. Mektupları o kadar güzeldi ki…

Bir gün tanışmak için sözleştiğimizde, beni görmeye Ankara’ya gelmişti. Ancak ben yetişemeyince, gardan ayrılarak anneanemle yaşadığım eve geldi. Böylelikle aşkımız başladı…

Nihâyet 1947 yılında, buraya tâyin oldu. Geldiği sene nişanlandık. 25 Hazîran 1948 tarihinde de evlendik.

Çok hassas biridir, mûsikîyle meşgul olur. Kocam, okuyuşlarımla çok alâkadardır. Radyoda iyi okuduğum gün, muhakkak bana çikolata alır ve evde radyonun üzerine koyar.

İyi okuyamadığım zamanlar da, yüzüme açıkça söyler. Onunla her gece, bir saat muhakkak çalışırız.

Hele eski bestekarlara bayılır. Tabi, ben de aynı şekilde… Sabahları yedi buçukta kalkar, eşimin kahvaltısını hazırlarım. O işe gittikten sonra, 15 dakika çalışır ve saat 9’da derse, radyoya giderim. 11 de eve döner ve yemeklerimi hazırlarım.

Öğleden sonra, komşuları dolaşırım. Akşam yemeğini pek erken yeriz, kocam saat 6 da eve gelir ve gelir gelmez sofraya otururuz.”

Radyoda, bir çok sınavdan başarıyla geçerek birinci sınıf kadroya geçen Nevin Demirdöven’in, kendine has olan sesi çok beğenilmekteydi.

Sabite Tur, nasıl keman sesli sanatkâr vasfına erişmişse, Nevin Demirdöven’de, ney sesli kadın olarak tasvir edilmeye başlanmıştı. Neşeli iken insanı coşturan, hüzünlü anlarda ise, ağlatan bu ses, Ankara Radyosu’nda haklı bir şöhret getirmiştir.

Bâzen radyo başında ağlayanlar, sadece dinleyenler değil, sanatçının kendisi de oluyordu. Bir neşriyatı sırasında duygularına hâkim olamayıp ağlayan sanatçının, yarıda bıraktığı şarkıyı, Afife Ediboğlu okumaya devam etmiştir.

Bu hâdiseyi sanatçı şöyle anlatıyor: “Herhalde 1950 yılında olacak… Mikrofon başında, milyonlarca insanın sesimi dinlediği bir andı. Hatırımda kalmadı ama zannederim, çok sevdiğim şarkılardan birini okuyordum.

Öyle içten ve öyle duyarak okuyordum ki, nasıl oldu bilmiyorum, bir an… Arkamdaki saz grubu, stüdyodaki eşyalar, önümdeki mikrofon, her şey ve her şey, nazarlarımda birdenbire ıslandılar ve ben etrafımı ıslak görmeye başladım.

Akabinde de, sürekli bir hıçkırık kasırgasına tutuldum. Kriz gelmiş, kendimden geçmiştim. Düşünün, bu hâdise milyonlarca insana hitap edilen bir mikrofon başında vukua geliyor.

O an kırdığım potun azâmetini herhalde tasavvur edersiniz. Bereket versin, yanıbaşımda Afife Ediboğlu vardı da, benim yarım bıraktığım şarkıyı o tamamladı.

Tabii bu hâl dinleyicileri de meraka düşürmüş olacak ki, aldığım yüzlerce mektup da, olayın mâhiyeti ve teferruatını aydınlatmamı istiyorlardı.

En fazla hoşuma giden makâm, Acem Kürdi‘dir. Sevdiğim bestelere gelince, Zekai Dede‘nin, “Bin cefâ görsem ey sanem senden“, Selâhattin Pınar‘ın, “Kalbim yine üzgün, seni andım da derinden” ve Sâdi Hoşses‘in, “Sabret gönül bir gün olur bu hasret biter” adlı şarkıları, okumaktan en fazla zevk aldığım eserlerdir.”

Radyo dergilerinde yayınlanan röportajlarında, kendinden şöyle bahsediyor: “Başkasına şaka yapmayı çok severim ama, kendime şaka yapılmasına çabuk sinirlenirim. Dikişi ve örgüyü severim. Spor giyinir, çok yüksek topuklu giymem. Bebe biçimi ayakkabılardan hoşlanırım. Valeybol oynamayı ve sinemaya gitmeyi severim.”

1954 yılında, tek kızı Müzeyyen Demirdöven doğmuştur. Yurdun hemen her şehrinde konserler veren sanatçı, radyo ile sesinini ulaştıramadığı yerlere de giderek, halk ile kucaklaşmıştır.

60’lı yıllardan sonrada, gazino sahnelerine çıkan Nevin Demirdöven, Ankara’da; Dörtyol âile çay bahçesi, Göl Gazinosu, Güneypark, Beyaz Saray ve Necdet Yazar’ın sâhibi olduğu Astoria gibi yerlerde, İstanbul’da Çakıl Gazinosunda ve sıkça da, İzmir Fuarında sahnelere çıkmıştır.

Nevin Demirdöven’in assolist olduğu yıllarda, Emel Sayın‘da Nevin hanımın altında, ikinci solist olarak, sahneye çıkmıştır. Daha sonraki yıllarda, Emel Sayın; sesi, görünümü ve sahneyi doldurması gibi haklı sebeplerle, assolist olarak sahneye çıkmaya başlamıştır.

Nevin Demirdöven, bu arada gelen plak tekliflerine olumlu bakmış ve plaklar doldurmuştur.

Daha sonraki yıllarda, sahnelerden çekilmiş ve sadece radyodaki vazifesini sürdürmüştür. 1990 senesinde Ankara Radyosu’ndan, İstanbul Radyosu’na tâyinini isteyerek, kızının ve torunlarının yakınında olmak istemiştir.

Ancak, senelerini verdiği ve ömrünü adadığı kurumdan, 1996 yılının Eylül ayında, yaş haddinden emekli edildiğini öğrenmiştir.

İstanbul Radyosu ses sanatçıları, Nevin Demirdöven, Gönül Söyler, Perihan Kövenç, Zekiye Öğülür, Nadir Hilkat Çulha, Nusret Ersöz, Bülent Oral, Ekrem Şen ve saz santaçıları Hâfız Kani Karaca (kudüm), Hüsnü Anıl (kanun), Nihat Doğu (kemençe), Selâhattin Erköse ve Rıdvan Aytan (ud); Ankara Radyosundan Cengiz Dişçioğlu (ud), İsmail Oytun (klamet) ve Hüseyin İleri (ritm); İzmir Radyosu’ndan Ahmet Güneş (ney) ve Turan Yalçın (şef) T.R.T. kurumu tarafından, kendilerine jübile yapılıp, gönülleri alınarak uğurlanabileceği yerde, çok şık olmayan bir şekilde emekli edilmişlerdir. Üstelik, kurum tarafından bu durum kendilerine önceden tebliğ edilmemiştir…

Nevin Demirdöven, bu tarihten sonra âilesiyle mütevazi bir hayât sürdürmüştür. Eşi Hasan Bey, 17 Temmuz 2006 tarihinde vefât ettikten sonra Nevin Demirdöven, kızı ve torunlarının varlığıyla, İstanbul, Suadiye’deki evinde yaşamını sürdürmüş ve 20 Şubat 2015 günü vefât etmiştir.

Nevin Demirdöven’in vefâtından önce, T.R.T. kurumu tarafından eski kayıtlarından seçilmiş eserlerden oluşan bir albüm hazırlanmış ve yayımlanmış, albümün kartonet bilgisini de, kızı Müzeyyen Hanım yazmıştır.
Kaynak: emirertas.blogspot.com.tr

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top